Milli Görüş'ün Serüveni
Giriş
Milli Görüş
28 Şubat
Refah Partisi
Fazilet Partisi
"Suç" Sözler
İkiye Bölündüler

Milli Görüş'ün Serüveni
28 Şubat
Refah Partisi'nin sürekli tartışma yaratan ve ülke gündemini meşgul eden uygulamalarına askerlerin nasıl bir tepki göstereceği o günlerde daha bir önem kazandı. Sincan'dan tankların geçmesinin ardından, gözler 25 gün sonra yapılacak olan MGK'ya çevrildi. Ankara siyasi kulislerinde kulaktan kulağa yayılan bilgilere göre, sert bir tepki gösterilecek ve Refah-Yol uygulamalarının önü kesilecekti.

Refah-Yol yöneticileri ise aynı kanıda değildi. Çiller'e göre yaşananlar olağandı. Erbakan ise tartışmalara girmiyordu. Suskunluğu tercih ediyor, adeta yapılanları onaylıyordu. Tartışmalar süre dursun, "tarihi" MGK toplantısı gelip çatmıştı. Askerler toplantıdan bir ay önce Gölcük'te toplanmış, hükümete iletecekleri "tavsiye kararları"nı hazırlamıştı bile. Toplanılan yer, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ydı. Toplantının adı ise,"olağanüstü şura" ydı. Ve tüm kuvvet komutanları burada hazır bulunmuştu.

Basına da yansıyan bu "şura" 28 Şubat'ta yapılacak olan toplantıya olan ilgiyi artırdı. Takvim yaprakları şubat ayının son gününü gösterdiğinde, 9 saatlik maraton da başlıyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başkanlığındaki toplantıya RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ve diğer MGK üyeleri katıldı.

Hayli gergin geçen toplantıda, askerler rahatsızlıklarını dile getirdi. Cumhuriyetin temel niteliklerinden uzaklaşıldığı, şeriat yanlılarının örgütlenmelerine izin verildiği, Kuran kurslarının adeta bir "kadro" yetiştirme alanı haline geldiği vurgulandı.

Sivil silahlanmanın önüne geçilmediği, pompalı tüfek satışlarına izin verildiği ve türban sorununun siyasi bir mesele haline getirildiğini de belirten askerler, laikliğe defalarca vurgu yaptı. Dokuz saatlik toplantının sonunda, askerler hükümete "tavsiye" niteliğinde 20 karar uzattı. Hükümet ortakları bu kararların altına imza attığında, Türkiye tarihinde önemli bir dönüm noktası haline gelecek olan "28 Şubat Süreci"nin başladığının farkındaydı.

8 YILLIK EĞİTİM: YENİ BİR GERİLİMİN HABERCİSİ
Ertesi günün manşetleri ise, "Her şey konuşuldu" şeklinde atılıyordu. "Her şey"den kasıt, Refah-Yol'un tüm icraatlerinin masaya yatırılmasıydı. Bu toplantıda konuşulanlardan biri de İmam Hatip Liseleri'ne yerleştirilen öğrenci sayısında gözle görülür bir şekilde artan kız öğrencilerin varlığıydı. İslamiyette "bayan imam" olmamasına rağmen, kız öğrencilerin bu okullardaki sayısı dikkat çekiyordu.

Askerler, İmam-Hatip Liseleri'nin "dinci kadrolaşma"da araç olarak kullanıldığını da belirlemiş, eğitim sisteminin değişmesi gerektiğini vurgulamıştı. Dile getirilen görüşler sözde kalmadı. MGK tavsiyeleri arasına da girdi. Buna göre, Türkiye yeni bir eğitim sistemine geçiyordu: 8 yıl ! Kararın altında ise, Erbakan ve Çiller'in imzası vardı.

Sonradan birçok tartışmaya yol açacak ve islami kesimlerin "dini eğitim kaldırılıyor" iddiasına yol açacak olan 8 yıllık eğitim, yeni düzenlemeler getiriyordu. Buna göre, ilkokul kaldırılıyor, yerine 8 yıllık zorunlu eğitim getiriliyordu. Böylece ilkokuldan sonra İmam-Hatip Okulları'na geçiş, yerini ilköğretim okulundan sonra İmam Hatip Lisesi'ne girişe bırakıyordu.

Ayrıca üniversite seçme sınavında İmam Hatiplilere tanınan ayrıcalıklar da kaldırılarak, eşitlik sağlanıyordu. Tabii tüm bu tavsiye kararları Refah tabanında "Ne oluyor?" sorusuna yol açtı. Refah kurmayları ise, 8 yıllık eğitimin uygulanması halinde ciddi bir oy kaybına uğrayacaklarını biliyordu. Ancak, buna rağmen "tavsiye" kararlarının altında imzaları vardı. Sonradan inkar etseler ve 8 yıllık eğitimi protesto gösterilerine kitlesel olarak katılsalar bile…

REFAH TABANI RAHATSIZ
Türkiye 28 Şubat'la birlikte yeni bir döneme girdiğinin farkındaydı. Askerler "laiklik" konusundaki hassasiyetini koruyordu. Erbakan ise tabanına "birşey olmaz" mesajı vermekle meşguldü. Erbakan'a göre, bir süre sonra koalisyon ortağı Çiller'e, başbakanlığı devredecek, "işler" böylece sürüp gidecekti. Koalisyon kurulurken, böyle anlaşmışlardı. Hükümet 2 yılını dolduruyordu.

Ancak hesaba katmadıkları bir şey vardı: Süleyman Demirel. Cumhurbaşkanı Demirel, Refah-Yol yöneticilerini yakından takip ediyor, sık sık uyarıyordu. Askerlerin hassas olduğu noktalarda özellikle dikat etmeleri gerektiğini vurguluyordu. Askerlerin cumhuriyetin temel niteliklerine yönelik hiçbir girişime sessiz kalmayacağını ifade ediyordu. Demirel'in tüm bu mesajları ve uyarıları Erbakan ve Çiller'de hiçbir etki yaratmadı. Her ikisi de adeta "sağır sultan" rolünde icraatlerine devam etti . Ta ki, görevi birbirlerine devredecekleri güne kadar.

BEKLENMEYEN GELİŞME
O gün koalisyon ortakları için önemliydi. Hükümetin 2. yılını doldurduğu gün, Çankaya Köşkü'ne çıkılacak, anlaşıldığı üzere devir işlemi gerçekleştirilecekti.Çiller, Başbakanlığa hazırlanırken, beklemedikleri bir gelişme Çankaya'dan elleri boş bir şekilde dönmelerine sebep oldu. Demirel, Erbakan'dan den görevi aldı ve bir süre sonra ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. Hükümeti bir anda kaybeden Erbakan ve Çiller, şoka uğradı. Yeni Başbakan, artık Mesut Yılmaz'dı.

YENİ BİR HÜKÜMET
İşte tüm bu gelişmeler her iki cephede de tartışma yarattı. Her iki cephe de şaşkındı. Hiç beklemedikleri bir durumla karşı karşıyaydılar. Çiller, yapılanları kabul etmediğini söylüyor Demirel'in hukuk dışına çıktığını iddia ediyordu. Hükümeti kaybeden eski ortaklar, askerler içinde Batı Çalışma Grubu (BÇG) adı verilen bir oluşumun varlığını iddia ederek, suçlamalarını bu gruba yöneltiyordu.

Mesut Yılmaz ise gerekli güvenoyunu almış, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi'nin desteğinde ANASOL-Dhükümetini kurarak icraate başlamıştı bile. Önlerine koydukları ilk hedef ise MGK kararlarında altına imza atılan 8 yıllık eğitim sürecinin başlamasıydı.

BİR YANDAN DA DAVA SÜRECİ
Erbakan, hükümette olduğu sürece Refah'ın eleştirilen hiçbir icraatinden geri adım atmadı. Ne Sincan meselesinde, ne de Başbakanlık'taki iftar olayında ketum tavrını bozmadı. Ancak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş, aralarında Sincan'da gerçekleştirilen Kudüs Gecesi'nin olduğu etkinliğin de örnek gösterildiği bir dilekçeyle, Anayasa Mahkemesi'ni başvuruyordu. Savaş'ın argümanı ise: RP'nin "Laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği" şeklindeydi. .

"ODAK"A YERLEŞEN PARTİ
Savaş'ın başvurusuyla birlikte Refah Partisi içinde yeni bir tartışma başladı: Bundan sonra ne olacak? Partide, "kapatılacağız" havası vardı. Bu açıkça söylenmese de dar toplantılarda dile getiriliyor, alternatif çözümler aranıyordu. İlk akla gelen ise, yeni bir parti kurmak ve böylece Refah kapatılsa bile Meclis'teki sandalyeleri kaybetmemek oldu.

Erbakan'ın Ankara Balgat'taki evinde başlayan alternatif parti çalışmaları bir anda hızlandı. Ortaya sürekli isimler atılıyor, bunun üzerinde tartışmalar yaşanıyordu. Partinin hukukçu kurmayları ise, savunma çalışmalarına hız veriyordu. Savunma, "Odak olma" kavramının muğlak olduğu, bu yüzden partinin kapatılamayacağı üzerinden hazırlanıyordu. Bir diğer grup hukukçu kurmay ise, "Hoca"nın durumunu tartışıyor, kapatılma halinde siyasi yaşamının sürüp sürmeyeceğini tartışıyordu. Savaş'ın Anayasa Mahkemesi'ne verdiği dilekçede yazılı olanlar ise işlerini zorlaştırıyordu. Çünkü Savaş, partinin kapatılmasını yeterli görmüyor, yöneticilerin siyaset yapmasının yasaklanmasını da talep ediyordu.

                                                    


ÖZEL DOSYALAR
Bayrampasa Cezaevi kapandı
Ergenekon Operasyonu
Kutsal Ziyaret: Hac
On Bir Ayın Sultanı Ramazan
Mevlana
Irak Savaşı
Avrupa Birliği
Almanak 2006
Nato Zirvesi
Barış Akarsu Hayatı
11 Eylül Fotografları
Amerikada Vahşet
Afganistan Operasyonu
17 Ağustos Depremi
Kutsal Topraklarda Bitmeyen Kavga
İNTERAKTİF DOSYALAR
Kıbrıs Özel
Ünlülerde Çocuktu
Anayasalar
First Lady'ler
Kemal Sunal
Afganistan'ı vuran silahlar
ABD'nin Savaşları
ABD Askeri gücü
Dakika dakika operasyon
ABD'de kıyamet günü ve yas (Foto galeri)
Usame Bin Ladin'in kanlı eylemleri
Kartal Cezaevi
Deprem tuneli
Kaçakların Dönüşü
Sıradaki Kaçaklar