|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
"Suç" sözler
"Bu hareket (FP- bn) temelde zulme karşı bir isyandır. Zorbalığa karşı bir isyandır. Atatürkçülük ve çağdaşlık kılıfına bürünerek, ülkeyi soyanlara meydanlarda eşitlik naraları atıp en ilkel kabilelerde de görülmeyen vahşeti toplumun bir kesimine reva görenlere, inançları gereği başını örten kadınlara, kızlara aç sırtlanlar gibi saldıranlara karşı bir isyandır…"
Kuşkusuz, Yenidede'nin sözleri televizyonlarda yayımlanmasa belki de çok fazla üzerinde durulmayacak, ve politikacıların kendi tabanlarına yönelik olarak yaptığı klasik bir konuşma olarak arşivlerdeki yerini alacaktı. Ancak Yenidede'nin, aynı konuşmanın devamı olan "Bu millet bu zulme, bu vahşete, bu anti-demokratik uygulamalara daha ne kadar dayanabilir? Birisi çıkar da (bunların başörtüsü siyasi bir simgedir) derse, bir başkası da kalkar birileri için (bunların kıyafeti ahlaksızlık ve fahişelik simgesidir) diyebilir." sözleri ise ortamı gerginleştirmeye yetecek, bu konuşma da "doğal olarak" iddianamadeki yerini alacaktı.
BİR DAVA DA AĞRI'DAN
FP'nin başı belediye başkanlarıyla dertteydi. Ağrı Belediye Başkanı Zeki Başaran'ın konuşması da FP için kapatma delili olarak dosyaya konuldu. Türkiye'nin gündemine oturan konuşma, Atatürk'ü hedef alıyor, toplumun tepkisini topluyordu: ''Gözünü rakı masasında açtı, rakıyla devam etti, rakıyla da öldü. Ömrü islam düşmanlığı ile başladı, islam düşmanlığı ile devam etti, islam düşmanlığı ile öldü. Kardeşim öyleyse nereye göre yaşadıysa, oraya defnedin yahu... Efendim Arapça harfleri kargacık, burgacıktır, teknik ve teknolojiyi engelliyor, onu değiştirelim. Vay seni hain, seni hain. Millet lanetle anıyor seni ve senin gibileri...
Buyurun ve 70 sene önce Yahudiler telkinatta bulundu (söyleyin) dediler. (7 asırdır müslümanları harp meydanlarında yenemedik.) O halde deyin ki (din ayrıdır müslümanlar siyaset yapamaz) deyin ve bunu 70 sene önce bir hain söyledi. İçimizdeki bir hain, dışımızdaki ehlisalip ile anlaşarak söyledi.''
Ağrılı başkan İçişleri Bakanlığı'nca görevden alındı. Başkan sözlerinde Atatürk'ü hedef almadığını iddia etse de, kamuoyu ikna olmadı. Başaran konuşmasının ardından bir sure ortadan kayboldu. Ağrı'ya döndüğünde ise, kitlesel bir şekilde karşılandı.
NE YAPSAN BOŞ…
FP kurmayları Ankara'dan yöneticilere talimat üstüne talimat yağdırıyor, uyarıyordu. Partinin varlığını tehdit edecek, zora sokacak tüm gelişmelerden kaçınılması özellikle isteniyordu. Ancak bu çabaların sonuç verdiği söylenemezdi. İki belediye başkanının yaptığı konuşma, bu emirlerin bir işe yaramadığının göstergesiydi. Ancak buna rağmen FP yönetimi uyarmaktan ve bir sure basına konuşmayı yasaklamaktan geri durmadı. Partinin kapatılmasını istemeyen kurmaylar, grup toplantılarında sık sık buna vurgu yapıyordu. 18 Nisan seçimlerinde de görülmüştü ki, parti kapatıldıkça oylar azalıyordu. Siyaset bilimi, iktidardan uzaklaştırılan, kapatılan partilerin gerileyeceğini söylüyordu. Geniş kitleler ise "gelenek"in artık tek başına iktidar olamayacağına inanıyordu.
FP kurmayları bir anlamda haklıydı. Çünkü, sık sık parti kapatma ve siyasi yasaklama yüzünden nitelikli kadroların yetişmesi kesintiye uğruyordu. Özellikle Başsavcı Savaş'ın Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu dilekçede yer alan "RP'nin 69 milletvekili FP'ye geçmiştir. Bu da kapatma gerekçesidir" iddiası, kabus görmelerine sebep oluyordu.
Yenilikçilerin de etkinliklerini artırmasıyla birlikte korkuları büyüyen gelenekçiler, mahkemenin kararını beklerken artık hesap yapamayacak duruma da geldi. Çünkü parti, Savaş'ın "FP Laiklik karşıtı eylemlerin odağıdır" iddiasıyla kapatılırsa, bu durumda 102 milletvekili, bu niteliğini kaybediyor. Yani milletvekillikleri düşüyordu. Bunların arasında partinin Genel Başkanı Recai kutan da bulunuyor. Ancak, Anayasa Mahkemesi FP hakkında "RP'nin devamı olduğu" yönünde karar verirse, parti bu kez sadece 69 milletvekilini kaybediyor. Bu da Türkiye'yi erken genel seçime götürmek için yeterli sayılıyor.
GİTTİ SAVAŞ, GELDİ KANADOĞLU
FP kurmayları kara kara düşünürken, imdadlarına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yetişti. Ancak bu savcı Vural Savaş değildi. Savaş Anayasa Mahkemesi'ne başvurduktan sonra görevine devam etti. Ancak bir süre sonra emekli oldu ve görevini Sabih Kanadoğlu'na devretti.
FP'nin imdadına yetişen ise Sabih Kanadoğlu'ydu. Kanadoğlu, göreve başladıktan sonra, FP Davası'na ek olarak bir dilekçe verdi. Kanadoğlu, hazırladığı iddianamede 13 milletvekilinin, vekillikten düşürülmesini istedi. Kanadoğlu dilekçede, "FP'nin Refah'ın devamı olduğu gerekçesiyle kapatılmasını" istedi. Böylece, FP tüm milletvekillerini kaybetmemiş olacak.
Anayasa Mahkemesi'nden bu yönde bir karar çıkarsa, Meclis'teki boş üye sayısı 21'e yükseliyor. Anayasa, 550 sandalyeden en az yüzde 5'inin yani 28 üyeliğin boşalması halinde ara seçim şartı koştuğundan, bu durumda seçim ihtimali görünmüyor.
Kanadoğlu ek iddianamesinde, FP'nin kurucuları İsmail Alptekin ve Mehmet Özyol'un vekilliklerinin düşürülmesini talep ediyor. Bu durumda da Meclis'teki boş sandalye sayısı 10'a yükseliyor.. Böylece erken veya ara seçim de söz konusu olmuyor.
|
 |
|
|
 |
|
 |
|