Bir dönem İstanbul'un en ünlü sayfiye ve mesire yeri olan Kağıthane'nin mazisi Bizans dönemi öncesine kadar uzanır. O dönem Semystra (Sivritepe) diye anılan bölgeye Bizans döneminde Pissa, dereye ise Barbyses adı verilir.
İsmini Bizans'tan kalma kağıt imalathanelerinden alan Kağıthane vadisi, ağaçları, geniş çimenlikleri, tatlı içme suyu, gül ve lale bahçeleri sebebiyle, Fetih sonrasında da mesire yeri olarak kullanılır. Hıdrellez burada kutlanır, saray atları burada çayırlandırılır, sarayın süt ve yoğurt ihtiyacı buradaki ağıllardan karşılanır. Sultan 2. Beyazid, top imalatı için en iyi çamur Kağıthane deresinden çıktığı için, burada bir baruthane kurdurur. Kanuni Sultan Süleyman ise üç oğlunun (Şehzade Mustafa, Mehmet ve Selim'in) sünnet düğününü burada yapar. Aynı dönemde Mimar Sinan, Kağıthane ormanlarının suyunu bentler ve su yollarıyla şehre getirer, bunun için hazineden 40 milyon akçe harcanır.
Kağıthane'nin gerçek bir eğlence mekanı haline gelişi, ardarda alınan yenilgiler sebebiyle ülke ekonomisinin bozulduğu 18. yüzyıla rastlar. Batı hayranı olan Sultan 3. Ahmet ve Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın ülkeyi yönettiği bu dönemde Fransa elçisi Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin Paris'ten dönerken getirdiği saray planları Kağıthane'ye uygulanır. Saray mimarı Kayserili Mehmet Ağa, dere yatağını değiştirerek "Cetvel-i Sîm" denen yeni bir kanal oluşturur ve iki kademeli yapay çağlayanlar ile havuzlar inşa eder. Büyük havuzun içine 30 mermer sütun üzerine bir saray (Sa'd-âbâd Sarayı) kurulur. Bütün bunlar 60 gün gibi kısa bir sürede yapılır. Saraydan Karaağaç bölgesine kadar olan bütün sahil ve yamaçlar devlet erkânına tahsis edilir. Kısa sürede 173 kasrın yapıldığı bu bölge artık "Sa'd-âbâd" ismini alır. Nedim, Vehbi gibi şairlerin yetiştiği bu döneme ise "Lale Devri" denir.
Günümüzdeki devlet israfının bir benzeri olan bu zevküsefa alemi, zaten geçim zorluğu çeken halkın giderek tepkisini çeker. Spontan bir halk hareketi olarak bilinen "Patrona Halil İsyanı", Sadrazam'ın kellesinin gidişi ve Sultan 3. Ahmet'in tahttan indirilip öldürülüşünün yanı sıra, Kağıthane'deki saray ve kasırların yakılışını da beraberinde getirir. Halk sefahat alemi sahiplerinden kendince intikamını almıştır.
1791'de Sultan 1. Mahmut zamanında tamir ettirilen Sadabat Sarayı, 1862'de Sultan Abdülaziz tarafından tamamen yıktırılır ve başmimar Sarkis Balyan'a yeniden yaptırılır. (Çağlayan veya 3. Sadabat sarayı diye anılan bu bina, 1917'den itibaren kısa bir süre için önce Erkan-ı Harp Mektebi, yani Harp Akademisi, daha sonra da Dar'ül-Eytam, yani Yetimler Yurdu olarak kullanılacaktır.)
Sultan 2. Abdülhamit, Avrupa'dan alınan tüfeklerin denenebilmesi için Kağıthane'de bir poligon sahası ile yanına sade, ama güzel bir bina yaptırır. Ayrıca Hamidiye suyu diye anılan içme suyu için su yolları ve çeşmeler kurdurur.
Kağıthane bölgesi 1940 yılında sanayileşmeye açılır. İmrahor Kasrı 1943 yılında tek parti zulmünün gazabına uğrar. Görevlilerce önce yağma edilir, sonra tamamen yıkılır. Bu olaydan kısa bir süre sonra Sadabat Sarayı da İmrahor Kasrı ile aynı kaderi paylaşır. (Sarayın olduğu yere 1952 yılında İstihkam Okulu yapılacaktır.)
1956 yılında Demokrat Parti iktidarı, az çok bakımlı halde bulunan Poligon Sarayı'nı yıktırır ve aynı arsayı Havagazı İdaresi'ne tahsis eder. O dönemde sayıları gittikçe artan fabrikaların atıkları ise zaman içinde dereyi kirletecek ve Haliç'i balık bile yaşanmaz hale getirecektir.
Kutsal Ziyaret: HAC
On Bir Ayin Sultani Ramazan
İftar Menüleri
Ramazan'da beslenmeye dikkat
Ramazan lezzetleri...