HASTALIKLAR
Sunuş
Beyin
Çocuk
Deri
Erkek
Genel
Genetik
Göz
Kalp ve Damar
Karaciğer
Kas ve Eklem
Kulak - Burun - Boğaz
Mide ve Bağırsak
Ortopedi
Ruh ve Sinir
Solunum Yolu
Zührevi (Cinsel)

Ruh ve Sinir

Ataksi
Depresyon
Fenalık Duygusu
Hiperaktiflik
Kileptomani
Manik Depresif Durum
Megolamani
Paronaya
Depresyon

Depresyon, insana karamsarlığın egemen olduğu bir durumdur. Ama üstesinden gelinebilir; türüne ve şiddetine göre, ya bir uzmanın yardımıyla ya da çevreden gösterilen anlayışla, kolayca yenilebilir. Birçok kişi zaman zaman kendini "keyifsiz ve karamsar" hisseder ama bu genellikle geçicidir. Bu ruh halinin nerede bitip, depresyonun nerede başladığını söylemek, sanıldığı kadar kolay değildir. Birçok nedenden kaynaklanan depresyon, çeşitli biçimlerde ortaya çıkar ve cinsiyet, yaş ayrımı göstermeksizin, ergenlikten orta yaşa kadar her yaşta olabilir.

Nedenleri
Depresyonun birçok nedeni vardır. Bazı kadınların doğumdan hemen sonra içine düştükleri ruhsal çöküntüye, "doğum sonrası depresyonu" adı verilir. Bir zamanlar, bunun, annenin yaşamındaki yeni durumun ve doğum sıkıntısının yarattığı bir gerginlik hali olduğu düşünülürdü. Günümüzde ise, başlıbaşına bir hastalık olarak değerlendirilmektedir. Başlıca belirtisi ise, bebeğe karşı şaşırtıcı bir olumsuz yaklaşım ve bunun sonucunda da suçluluk ya da kayıtsızlık duygusudur. Doğum sonrası depresyonu, annenin bebeğini ve genel olarak evini ihmal etmesine yol açar. Çoğu kez de aile ve evlilik ilişkilerinin bozulmasıyla sonuçlanır. Ciddi vakalarda intihara bile rastlanılmaktadır. Günümüzde, doğum sonrası depresyonunun, psikolojik nedenlerin yanı sıra, gebeliğin ve doğumun bir yan etkisi olarak, annenin hormon sisteminin bozulması olduğunu gösteren kanıtlar elde edilmiştir. Bu yüzden tedavide, önce hormon dengesinin düzeltilmesi amaçlanmalıdır.

Depresyonun, belli ölçüde kalıtıma bağlı olduğu da düşünülmektedir; ancak bu bir türü dışında depresyonu kalıtımla aktarmaktan çok, depresyona eğilim olarak ortaya çıkar. Yani kalıtım söz konusu olsa da, depresif ruh halini doğuran stres ve endişe dolu bir ortam olmadan, rahatsızlık görülmez. Öte yandan depresif anne ya da baba, davranışlarıyla, ailenin öteki bireylerini de etkilerler. Çocuklar, anne - babadan öğrendiklerini ileriki yaşlarında taklit ederler. Bu tür kişiler, taklit edeceği bir depresyon "modeli" olmayanlara göre, daha kolay depresif davranışlar gösterirler. Ailesinde depresif insanlar olmayanlar, ancak derinden etkilendikleri olaylar sonucu depresyona girerler ve bu tür hastaların iyileşme şansı, ötekilerden fazladır.

Sevilen birisinin ölümü, geçici ama gerçek bir depresyona yol açabilir. Ölüm karşısında acının dile getirilmesi normaldir; acı verdiği için, saçma ya da yararsız bulunduğu için ya da ölen 'üzülünmesini istemeyeceği' için bastırmaya çalışmak boşunadır. Bu çabalar tam tersine, süreyi uzatabilir. Acı ve kederle birlikte çoğu kez suçluluk duygusu, sinirlilik, başka insanlara karşı soğukluk görülür; kimi zaman da ölen kişinin özelliklerini ve davranışlarını taklit gibi durumlar ortaya çıkar.

Bu ruh hali içindeki insanların, öteki aile bireyleri ve arkadaşları ile ilişkilerinde de sorunlar belirir. Doktorlara, hastane yöneticilerine ya da ölen kişiyi sağlığında 'ihmal etmiş' akrabalara kızgınlık duyarlar. Bazılarında ise tersine, 'zihnimi meşgul ediyorum' bahanesi ile anlamsız etkinlikler ve huzursuzluk dönemleriyle birlikte hiçbir yas tutma belirtisi olmayışı dikkati çeker. Bütün bu durumlarda yakınını yitiren, duygularını dışa vurması için cesaretledirilmeli ve arkadaşları, akrabaları ya da gerekirse bir doktorla acısını paylaşması sağlanmalıdır.

Belirtiler
Depresyonun belki de en göze çarpan belirtisi kişinin yaşam sevincini ve ilgisini yitirmesidir. Bazen de alınganlık ve karamsarlık ön plana çıkar. Bu değişmeler başkalarınca çabuk fark edilir. Kişi işine, yuvasına, ailesine, yiyip içmeye, özel meraklarına karşı ilgisini yitirir; hatta bu özellik, dış görünüşüne ve sağlığına dikkat etmemeye kadar uzanır. Sonra, aşağı yukarı hepsi fiziksel nitelikli yakınmalar baş gösterir: Baş ağrıları; sırt ağrıları; mideye ilişkin şikayetler; göğüste 'sıkışma' duygusu; kabızlık; baş dönmesi, çabuk yorulma; bulanık görme; uyuşmalar. Üstelik hasta, durgun ve isteksiz olduğundan tıbbi yardım da istemez ve bu yüzden yakınlarının işe karışması önem taşır.

Her hastada depresyonun bütün belirtileri birden görülmeyebilir. Bazen, ruhsal belirtiler yerine yanında fiziksel belirtiler (baş ağrısı, uyuşma, vb.) olabilir. Bazen de depresyona, ileri derecede anksiyete ya da 'manik depresif' olarak tanımlanabilecek konuşkanlık, coşku, olağandışı hareketlilik ve neşelilik gibi mani nöbetleri eşlik edebilir.

Depresyonda ruh hali, hafif bir üzüntülü halden şiddetli umutsuzluğa, hatta yaşamın bütünüyle anlamını yitirmesine kadar çeşitlilik gösterir. Tuhaf olan, bu durumdaki kişilerin söz konusu duygularan doktora pek anlatmamalarıdır; onun yerine ağrılarından, sızılarından, yorgunluktan ve zayıflamaktan yakınırlar. Ayrıca başkaları gibi havadan sudan konuşup gevezelik etmekte de güçlük çekerler.

Bu konuşma sorunu, düşünme güçlüklerinden doğar. Hastalar, çoğu kez açık seçik biçimde düşünmeyi, dikkatlerini toplamayı beceremezler ve bir şeylerin ters gittiğinin farkındadırlar. Üstesinden gelmeye çalışmadıkları bu mutsuzluğun farkında olmaları, depresyon durumunu bir başka açıdan etkiler. Zihinleri hep kendi kendileriyle meşguldur. Mutlu olayları değerlendiremezler. Tersine, bütün talihsizlikleri büyütüp, büyük felaketler haline sokarlar ve bunun için de hep kendilerini suçlarlar.

Depresyonun aşağı yukarı her hastada görülen bir belirtisi, uyku bozukluğudur. Kimi zaman uykuya dalmak zorlaşır, kimi zaman da kesintisiz uyku uyunamaz. Bazen uykusuzluk aşırı boyutlara ulaşır. Hasta için yatağa girmek, geçmişi, bugünü ve geleceği düşünüp üzülmek demektir. Bu kısırdöngü içinde, uyuyamama sıkıntılarına başka üzüntüler de katılır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, depresyon, sabahları erken uyanmaya da yol açar. Üstelik depresifler için günün ilk saatleri bütün günün en kötü bölümüdür.

Depresyona anksiyete eşlik ediyorsa, kişi huzursuzdur, yerinde duramaz ve sinirli bir biçimde konuşur ve bu özelliğiyle dertlerini başkalarına anlatamayan öteki depresiflerden ayrılır. Depresyon ağırlaştıkça intihar riski de artar. Ayrıca sanrı ve sabuklamaların da eşlik ettiği depresyonlar (psikotik depresyon) olabilir. Bu durumda hastane bakımı gerekir.

Tedavi
Birçok insan depresyondaki birisinin umarsızlığının, umutsuzluğunun derinliğini kestiremez. Oysa şiddetli depresyon vakalarının altıda biri intiharla sonuçlanır. Çoğu depresif kişinin bir intihar girişiminde bulunamayacak kadar durgun olması, bu oranın daha yüksek olmasını önlemektedir.

Depresyon tedavisinde ilaç kullanımı kadar, içinde bulunduğu ruh haline katkısı olan stres kaynaklarıyla baş edebilmesi için hastaya güç veren psikolojik tedavi yöntemlerine de önem verilir. Ama özellikle kalıtsal etkenlerin bulunduğu ya da hastanın psikoterapiyi kabul edemeyecek durumda olduğu vakalarda ilaçların önemli bir yeri vardır.

Depresyon şiddetliyse, hastane tedavisi gerekir. En çok kullanılan ilaçlar, beyin kimyasını değiştirerek depresif ruh halini çözen trisiklik antidepresanlar ve MAOI (monoamin oksidaz inhibitörleri) adı verilenleridir. Anksiyete ve gerilimi kaldırmak içinse sakinleştirii kullanılır. Psikolojik iyileştirme yöntemleri arasında, vakaya göre, davranış tedavisi, grup tedavisi ve kişisel psikoterapi seansları sayılabilir.

Psikolojik tedavi hastanın kendisine bakışını değiştirebilir ama bu durumdaki birisiyle birlikte yaşamak zorundaysanız, davranışları sizi çileden çıkarsa da, iyileşmesinin çabuk olmayacağını bilip sabırlı olmalısınız. Bir etkisi yokmuş gibi görünse bile bilin ki, dostluğunuz, ilginiz ve desteğiniz çok önemlidir. Depresyondaki bir kişi o sırada tepki göstermese de, kendinize gösterilen olumlu yaklaşımı daha sonra minnetle anımsayacaktır. Bazı kişiler depresiflere "her şeyi bırakıp tatile çıkması"nı önerirler. Ama bundan hiçbir yarar sağlanmayacağı gibi, aile ortamından uzaklaşmak hastayı daha da sıkıntıya düşürebilir. Tatil, hasta iyileşmme yolunda olumlu adımlar atmaya başladığında yararlı olabilir.

Ağır depresyon vakalarında hastada önlenemeyen intihar arzusu, yeme ve içmeyi reddetme durumu görülür. Bu nedenle bu tür hastaların hastanede tedavi edilmesi zorunludur. Hasta bir psikiyatri kliniğinde sürekli bakım ve tedavi altında olmalıdır. Elektroşok (elektrokonvülsif) tedavisi de gerekebilir. Bu tedavide hastanın beyninin belli bölümlerine elektrik akımı verilir. Akım, hastanın bedeninde sarsılmalara yol açar. Ancak bunlar hasta tarafından hissedilmez ve bir süre sonra durumunda dikkate değer bir iyileşme görülür. Bu tedavinin iki ya da üç kez yinelenmesi, tam iyileşme için genellikle yeterli olur. Geçici olarak bazı yakın dönem olaylarını unutsalar da, bu, elektroşok ile iyileşmenin küçük bir bedeli olarak kabul edilebilir. Ancka bazı psikiyatri uzmanları, elektroşok yöntemini, sonuçlarının kısa vadeli olması nedeniyle yararlı bulmamaktadır. Çok sayıda insanın depresif hastalık geçirmesi ve bazılarının ağır vakalar olmasına karşılık, sonuç genellikle olumludur. İstatistikler depresyon geçirenlerin yüzde 95'inin iyileştiğini, yalnız yüzde dördünün kronik biçimde sürdüğünü göstermektedir.
ÖZEL DOSYALAR
ŞARBON Özel
AIDS Dosyası
Deli Dana Hastalığı
Hastalıklar
Mineraller
Vitaminler
Şifalı Bitkiler
İlkyardım
Sözlük
İNTERAKTİF DOSYALAR
2000 Yılında Sağlık