|
|
 |
 |
 |
|
|
 |
Sosyal Haklar: Artık, doğumdan ölüme uzanan bir kesitte iyi bir yaşam sürmek her bireyin amacı olmasının yanı sıra, sosyal hukuk devletinin de görevi oldu. Geçen yüzyılın sonlarında gelişen sendikal hareket işçilerin üretim pastasından hak ettikleri payı almaları için çalıştı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen sosyal devlet anlayışıyla da devlet, yurttaşlarının konut, sağlık, sosyal güvencesi sağlama, iş bulma, işsizlik, hastalık ve yaşlılık durumlarında onlara bakma sorumluluklarını üstlendi. ABD ve Avrupa'daki sanayileşmiş ülkeler "sosyal devlet" anlayışıyla her bireye yapılan yatırımın topluma "dış fayda" sağlayarak fazlasıyla geri döneceğini matematiksel olarak hesaplamıştı. Bu çerçevede yurttaşlara sunulan kütüphanelerden, eğitim kurumlarına; danışma bürolarından, annelere doğum iznine kadar pek çok sosyal hizmete önem verildi.
Gelişmiş ülkelerin sosyal yatırımları, ne yazık ki tasarruflarını kalkınma yatırımlarına harcayan gelişmekte olan ülkeler de güçsüz kaldı. İnsana yapılamayan yatırımlar da kötü şehirleşmeden felaket konumdaki eklektik sağlık sistemine uzanan çarpık bir yapılanmayı doğurdu. Kadınlar ve çocuklar bu yapının altında en çok ezilen emek gücünü oluşturdu.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin arasında bir yer edinen Türkiye, komşularına göre sosyal haklarda gelişen bir çizgi izledi.
Gurbetçiler: 1960'lı yılların başında kara trenlerle Avrupa'ya uğurlanan Türk işçileri, en güzel yıllarını savaşın yıktığı Avrupa'yı inşa etmek için harcadılar. Avrupa'da yabancı, Türkiye'de Almancı diye adlandırdığımız gurbetçiler gönderdikleri dövizlerle Türkiye'nin kalkınmasında yadsınmaz bir yer edindiler. Bir kuşak fabrikalarda saçlarını ağartırken, ikinci kuşak okullu oldu. Üçüncü kuşak yazar oldu, ressam oldu, milletvekili oldu... Türkiye, sınırlı ekonomisiyle iş sunamadığı için çıkınlarına "hasret"lerini sarıp yollara dökülen işçilerinin sosyal haklarını unutmadı. Avrupa'nın pek çok ülkesiyle yapılan anlaşmalarla gurbetçilerin haklarının anavatanlarına da aktarabilmelerini sağladı.
Günümüzde Avrupa'daki Türk işçilerinin bulunduğu ülkelere katkısı çok önemli boyutlara ulaştı. 2000 Mayısında 3.4 milyon gurbetçinin 1.2 milyonu aktif olarak çalışarak AB'nin gayri safi hasılasına (1998'de) yaklaşık 107.8 milyar mark katkıda bulundu. Avrupa'da Yunanistan'ın üçte bir nüfusunu oluşturan gurbetçilerimiz, Yunanistan'ın yarattığı gayri safi yurtiçi hasılanın yarısını yarattı. Bu, AB'ye aday ülke Türkiye'nin vefalı işçilerinin yalnız Avrupa değil küresel ekonomideki bir başarısıydı...
|
 |
|
|
 |
|
 |
|