|
|
 |
MADRİD Hayatın Tadı
Eğer bu Madrid'e ilk gidişiniz ise işlerin ne zaman yapıldığını merak edebilirsiniz. Zira Madridliler zamanlarının çoğunu yemek yiyerek, içki içerek ve hayatın tadını çıkararak geçirir. Efsanevi uzun öğle yemekleri yer, akşamlarını barlarda geçirir ve bazen gece geç saatlerde de yemek yemek için dışarda olurlar.
Madridliler, El Greco'nun mistik tablolarından Flamingo'nun hüzünlü güzelliğine, matadorla boğanın ateşli dansına kadar ihtirası ve dramı çok severler. Madrid'in dar sokaklarında yürürken ozanları dinlemek için bir kaç dakika kulak kesilecek olursanız veya bir adamın bir kadının elini öpmek için yaptığı reveransı izlerseniz, hem şehrin hem de ülkenin ruhunu kolayca keşfedebilirsiniz.
Sembolik Puerta del Sol (Güneşin Kapısı); çekici Mayor Plaza; heykel şeklindeki the Palacio Real ile Plaza de Oriente; anıtsal Puerta de Alcala Kemeri; Paseo del Prado boyunca sıralanan 18. yüzyıldan kalma Fuente de Cibeles ve Fuente de Neptune çeşmeleri ; Fransız mimarisinden esinlenen Union y El Fenix binasını görmek için mutlaka zaman ayırın.
Madrid'e gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken müzeler ise, Goya, Velazquez ve El Greco'nun tablolarının bulunduğu Prado; Picasso, Dali, Gris ve Miro'nun çalışmalarının bulunduğu Centro de Arte Reina Sofia'dır.
Madrid'de unutulmaz anlar için; eski Madrid'teki barlara gitmenizi; Hemingway'in de favori restoranı olan Casa Botin ve Zalacain'da Bask yemeklerinin tadına bakmanızı öneririz.
Gece geç saatlerde Plaza de Santa Ana ve Malasagna bölgelerinin etrafındaki bölgeler; O'Neils gibi moda İrlanda barları; gençlerin popüler yerlerinden gürültülü Arguellas bölgesine gidebilirsiniz.
Şehri keşfedecek bir yürüyüşler için; Madrid de los Austrias (eski Madrid'in merkezi); Retiro Park; Plaza de Espana'dan Gran Via'ya doğru; üç şeritli geniş Paseo del Prado caddesi ve Casa del Campo'da vakit geçirmenizi öneririz.
Ve tabii ki boğa güreşleri... İspanya'nın simgesi olan boğaları ve matadorları görmeden Madrid gezinizi bitmiş saymayın.
|
 |
|
|
 |
|